1956 Sarıkamış/ KARS/ TÜRKİYE doğumlu.
1980 Ankara Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu.
Şair, yazar.
15 şiir, 5 deneme kitabı var.
Fethiye/ MUĞLA’ da yaşıyor.
VAR MI ÖYLE?
yaşamdan vazgeçiyor muyuz?
sonunda ölüm var diye
neden vazgeçelim ki aşktan
hüzün var diye sonunda
ADALET
en adaletli şey dünyada
gölgesidir insanın
zencisi kara
beyazı kara
YALNIZLIK
doğru şeyler düşünüp
yanlış yerlerde durdum hep
çok uzağım kendime ustam
yalnızlığım bu yüzden
yaşam bir yumurta gibi
ya kuş olup uçacağız
ya da
omlet yapacaklar bizi
cılkımız çıkmadıysa eğer
İNANIŞ
bir yanda yeryüzü
çiçekler açar üzerinde
ağaçlar meyveye durur
dört mevsim
öte yanda gök
bir dikili ağacı bile yok
ne var ki
alsalar da besini topraktan
sarılsalar da sımsıkı derinlere
gökyüzüne uzanır
tüm eller
zira bilirler ki onlar
yer yerdir
gök de gök
GERÇEK ŞAİR, DÜNYAYA KENDİ IŞIĞIYLA BAKANDIR!
Dünyadan renk yoktur. Dünyayı nesneleri renkli kılan güneş ışığıdır Kaç kez yazdım. Hatta sadece ne göz ne de ışıktır tam olarak Işık sayesinde gözün gördüklerini beyindeki mercimek büyüklüğündeki görme ve renklendirme odasına yansıyan nesnelerin ayrıstırma işlemleridir görmemizi sağlayan. Yansıyan her nesne sahip olduğu frekansına göre renklenir. Böylece her nesneyi kendi rengine göre görmüş oluruz. Bunu genellikle bütün fizik kitapları ve ders kitapları yazar, biliyorsunuz.
Diyeceğim, dış dünyayı görmek ve renklerini ayırdetmek için güneş ışığı ve göz gerekli olacak, ama bunlar nesneyi beyindeki görme odasına yansıtacak, renk ve görme olayı orada gerçekleşecektir.
Nasıl ki güneş ışığı nesneleri beyine yansıtıyorsa; şair, yazar ve düşünürlerin kendi ışıkları ve üçüncü gözlerini oluşturdukları ve bir de bu gözlerle nesnelere ve olaylara bakarak kendi kanallarından hakikate ulaşma çabaları vardır. Buna inancım tamdır. Üstelik de, gerçek şairin, yazarın dışarıdan gelen ışığın yansıtması sayesinde gördüklerinde değil, kendi ışığı sayesinde beyine ve kalbine yansıyanları gördüklerinde hakikate daha kestirme yoldan varacaklarına ya da en azından yaklaşacaklarına inanırım. Sadece beyine değil, kalbe ve beyine yansıyan nesnelerin o şair, yazar veya düşünürün kendi öznel penceresinden görme olayıdır bu.
Bilimle sanatın ayrıldığı yer tam burasıdır. Bilim için nesnel gerçeklik, sanatçı için ise bilimin nesnel bulguları da aklın bir yerinde muhafaza edilerek bir anlamda bilmez gibi yapılarak , ontolojik anlamda parenteze alınarak, yakaladığı kendi biricik öznel gerçekliği.
Yıllar önce şairlerin farklı bakış açıları geliştirmesi ve kendi pencerelerinden nesnelere ve olaylara bakmaları için, üçüncü bir göze gereksinimleri olduğunu ve bunu mutlaka olusturmaları gerektiğini yazdığımda hemen karşı çıkanlar olmuştu. ” Kardeşim sen şair mi istiyorsun, peygamber mi?” diyorlardı.
Bir de çok meşhur laf vardır ya hani: ” Şairin kendisi, özel durumu, kişiliği değil ürettiği eserlerdir esas olan!” Hiçbir zaman sıcak gelmedi bu anlayış bana. Çünkü şairin kendi penceresinden bakacağı üçüncü gözün oluşması doğrudan şairin, yazarın tam da kendisiyle ilgilidir. Üçüncü gözün oluşması dam gibi bir yaşam biçimi gerektirir ki bu hiç kolay değildir.
Üçüncü gözün oluşması ve kendi ışığını oluşturması için önce bir duruşunun olması gerekir. Yetenek, mizaç, bilgi olmazsa olmazı. Dürüst, içten, çıkarsız, paylaşımcı; nesnede, parada pulda, makam mevkide gözü olmayan; insanlara, hayvanlara ve tüm canlılara saygı, sevgi duyan; kinden, hırstan, nefretten, böbürlenmeden, gösterişten, bencillikten uzak duran sevgi ve saygı dolu bir insan olması lazım önce. Sonra yetenek ve elbette ki bilgi. Hem kitabı bilgi hem de yaşam bilgisi.
Özü sözü bir adam gibi duruşunu böylece oluşturan şair, yazar; kendi ışıklarını ve öznel gözlerini dünyaya yönelterek nesneleri ve olayları görecek ve onları kalp ve beyin işbirliğiyle oluşturdukları kirden pastan arınmış görme odalarında daha parlak ve canlı göreceklerdir. Kalp ve beynin birlikte görmesiyle de, ve mutlaka derin bir tefekürle, nesne ve olayları, ardındaki gerçeklerle ve sahip oldukları hikmetleriyle birlikte görecekler yani sadece erbabının görebilecegi büyük fotoğrafı bütün boyutlarıyla görerek hakikati kavramış olacaklardır.
Buldukları gerçekliği bilimden farklı olarak aklın diliyle değil; aklın ve yüreğin ortak bulgularını yüreğin diliyle eserlerinde ifade edeceklerdir.
Duruş, ışık ve göz. Ne mutlu bu üçlüyü kendinde bulanlara!. Ama mutlaka ışık. Mutlaka tefekkür.
Ulu önder Atatürk’ün dediği gibi :'” Sanatçı alnında ışığı ilk hissedendir.”
Yani o kadar kolay değil bu işler. Yok öyle ” al eline kalemi, yaz aklına geleni!”
UÇMAK YAKIŞIR BİZE
Zaman zaman günah kokan işler yapsam da ve bu yüzden cezalandırılacağımı düşünsem de, Allah’ ın varlığı ve sonsuz adaleti beni hep teselli etmiştir.Ceza görsem bile, Allah’ın varlığını düşünmek mutlu ediyordu beni her zaman.
Bir de, insanın, kendisinden ziyade, başkası için yaşaması dileğiyle yaratıldığına inanmışımdır.Kendisi için çalışıp biriktirmek ağır bir yük. Başkası için çalışıp biriktirdiğindir gerçek kazancın. Biri burada kalıyor, diğeri seninle geliyor. Ya da senden önce gidip , vakti geldiğinde seni karşılıyor. Kanat oluyor ve sonsuzluğa uçuruyor. Uçmak dururken, ben neden ayaklarıma pranga olacak, bırakın uçmaya engel olmayı, yerin dibine çekecek şeyleri biriktireyim ki?
Madem ki sonsuzluğu arzuluyoruz. Nasıl ki fani bir bedende sıkışıp kalmaktan kurtulup, özgürlüğe uçmak istiyorum, sözcüklere kanat takıp uçurarak şiir yapıyorsam, kendime de kanat takıp şiir gibi olmak istiyorum.
Hem sözü söyleyene kanat, hem sözcüğe kanat. Yaşasın şiir! Yaşasın özgürlük!
Sözcüklere kanat takıp uçurarak şiir yaptığım gibi, deneme yazılarımla da okuyanlarıma kanat takıp uçurmayı arzuluyorum.
Bırakın dirileri, ölüleri bile düşünüyorum. Sabah kalktığımda bekleşiyorlar diye, dualarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Enerji gönderiyorum onlara uçabilsinler diye.
Ha bu arada sözcüklere bazen sabaha kadar sohbet ettiğimiz oluyor.Bir sıkıntıları olduğunda hemen bana koşarlar. Uykudan uyandırırlar. Hiç üşenmem, hemen kalkar ilgilenirim. Gönüllerini alırım, eğlendiririm. Çok mutlu olurlar ve sevinçten uçarak giderken jest olarak bir iki şiir bırakmayı da ihmal etmezler.
Yoksa öyle kolay değil bu işler. Sevgi emek ister!
“Yine fazla uçtun” derseniz, işimiz sözcüklere kanat takmak olunca, uçurmayan kanadın kime ne faydası var. En azından sevinçten, mutluluktan uçarız gerisi gelir. Hep birlikte inşallah!
Çok mu fazla uçtum dersiniz?
ÖZBEKÇE’DE COŞKUN KARABULUT;
Жўшқин Қорабулут -1956 йил Туркиянинг Қарс вилояти, Сариқамиш қишлоғида таваллуд топган. 1980 йилда Aнкарадаги Ҳаcеттепе Университетининг Социология факултетини тамомлаган. Шоир ва ёзувчи. 15 шеърий, 5 та ҳикоялар тўпламлари чоп қилинган. Ҳозирда Фетҳиянинг Муғла шаҳрида истиқомат қилади.
HAQIQIY SHOIR, DUNYOGA O’Z NURI BILAN QARAYDIGAN KISHIDIR.
Dunyoda rang yo’qdir. Dunyoni, olamni rang-barang qilgan quyosh nuridir. Necha marta yozdim. Ko’rishimizni ta’minlagan faqatgina ko’z va nur emasdir, balki yorug’lik yordamida ko’zning ko’rganlarini miyadagi marjumak kattaligidagi ko’rish va ranglantirish xonasida aks etgan narsalarning parchalanish jarayonidir. Aks ettirilgan har bir ob’ekt chastotasiga qarab ranglanadi. Shunday qilib har narsani o’zining rangida ko’rgan bo’lamiz. Buni odatda barcha fizika kitoblari va darsliklarda yoziladi, bilasiz.
Xullas, tashqi dunyoni ko’rish va ranglarini ajrata bilish uchun quyosh nuri va ko’z kerak bo’ladi, lekin bular ob’ektni miyadagi ko’rish xonasiga aks ettiradi, rang va ko’rish hodisasi shu yerda amalga oshadi.
Quyosh nuri ob’ektlarni miyaga qanday aks ettirayotgan bo’lsa; shoir, yozuvchi va mutafakkirlarni o’z yorug’liklari va uchinchi ko’zlarini yaratishlari, yana bu ko’zlar bilan voqea va hodisalarga qarab o’z kanallari orqali haqiqatga erishishga harakat qilmoqdalar. Men bunga to’liq ishonaman. Bundan tashqari, haqiqiy shoirning, yozuvchining tashqaridan kelgan nurni aks ettirishi yordamida ko’rganlarini emas, o’z yorug’ligi yordamida miyasiga va yuragiga aks etganlarini ko’rganlarida haqiqatga yana ham yaqinroq yo’ldan borishlariga yoki hech bo’lmaganda yaqinlashishlariga ishonaman. Faqatgina miyaga emas, yurak va miyaga aks etgan narsalarni u shoir, yozuvchi yohud mutafakkirni o’zining sub’ektiv oynasida ko’rish hodisasidir bu.
Bilim va san’atning ajralgan joyi aynan shu yerdir. Bilim uchun ob’ektiv haqiqat, san’atkor uchun esa fanning ob’ektiv topilmalari ham ongni saqlash orqali ma’lum ma’noda bilmaydiganday ko`rinib, ontologik jihatdan qavsga olingan holda, qo`lga kiritgan o`zining yagona sub’ektiv haqiqati.
Yillar avval shoirlarning turli qarashlarini rivojlantirishi va o’z oynalaridan voqea-hodisalarga qarashlari uchun, uchinchi bir ko’zga ehtiyojlari borligini va buni albatta yaratishlari kerakligini yozganimdayoq qarshi chiqqanlar bo’lgandi. “Birodar sen shoir xohlayapsanmi, payg’ambarmi?” deyishgandi.
Bilasizmi, juda mashxur gap ham bor edi: “Shoirning o’zi, vaziyati, shaxsiyati emas asosiysi uning yaratgan asarlaridir!” Hech qachon bu tushunchani to`g`ri deb bilmadim. Chunki shoirning o`z oynasidan boqadigan uchinchi ko`zning shakllanishi shoirning, yozuvchining aynan o’zi bilan bog`liqdir. Uchinchi ko’zning shakllanishi uchun to`g`on kabi hayot tarzi kerak va bu hech oson emas.
Uchinchi ko’zni yaralishi va o`z nurini yaratish uchun avvalo o`z pozitsiyasiga ega bo`lishi kerak. Qobiliyat, iste’dod, bilim eng kerakligi. Avvalo halol, samimiy, bolishuvchan; shon-shuhrat, boylik, amalga o`ch bo`lmagan; insonlarga, hayvonlarga va barcha mavjudotlarga mehri bo`lgan; nafratdan, baxillikdan, maqtanchoqlikdan, xudbinlikdan uzoq turgan mehr-muruvvatga to`la inson bo`lishi kerak. Undan so’ng qobiliyat va albatta bilim. Ham kitobiy bilim, hamda hayotiy bilimlar.
O`zi va so`zi bir odamdek o`z o`rnini shakllantirgan shoir, yozuvchi; o`z nurini va sub’ektiv ko’zlarini dunyoga yo’naltirib voqea-hodisalarni ko`radi, ularni yurak va miya birdamligida shakllantirilgan, kirdan, zangdan tozalangan ko`rish xonalarida yanada yorqin va porloq ko`radilar. Yurak va miyaning birlikda ko`rishi bilan ham va albatta chuqur bir tafakkur bilan, narsa va hodisalarni, orqasidagi haqiqatlar bilan va ularning donoliklari bilan birga ko`radilar, ya’ni faqatgina biluvchining ko`ra oladigan katta surati butun hajmi bilan ko`rganda haqiqatni tushunib yetgan bo`ladi.
Topilgan haqiqatlarni ilmdan farqli o`laroq ongning tili bilan emas; ongning va qalbning umumiy topilmalarini qalb tili bilan asarlarida ifoda etadilar.
Joylashuv, yorug`lik va ko`z. Bu uchlikni o`zida topganlar qanchalik baxtlidir! Ammo mutlaqo yorug`lik, mutlaqo tafakkur.
Ulu önder Atatürk shunday degandi: “San’atkor peshonasidagi yorug`likni birinchi bo`lib sezadi”. Ya’ni bu ishlar unchalik ham oson emasdir. Bunaqasi ketmaydi “Ol qo`lingga qalamni, yoz xushingga kelganni!”
PARVOZ BIZGA MUVOFIQ
Vaqti vaqti bilan gunoh ishlarni qilsam ham va shuning uchun jazolantirilishimni o`ylasam ham, Allohning borligi va abadiy adolat menga taskin beradi. Jazo cheksam ham mening uchun Allohning borligini o`ylashning o`zi katta baxt edi.
Va insonning o`zidanda ko`proq boshqasi uchun yashashga yaratilganiga ishonganman. O`zi uchun ishlab jamg’arish og’ir bir yuk. Boshqasi uchun ishlab jamg’arganing haqiqiy yutug’ingdir. Biri bu yerda qoladi, ikkinchisi sen bilan bo`ladi. Yoki sendan oldin ketib, vaqti kelganda seni kutib oladi. Qanot bo`ladi va abadiylikka uchiradi. Uchish turganda men nega oyoqlarimga kishan bo`ladigan, uchishga to`sqinlik qilishni qo`yavering, yerning tubiga tortadigan narsalarni jamg’aray?
Abadiylikni xohlayapmizmi?! O`lik tanada qolib ketishdan qutilib, ozodlikka uchishni xohlayman, so`zlarga qanot taqib uchirib she’r yasayotgan bo`lsam, o`zim ham qanot qo`yib she’rday bo`lishni istayman.
Ham so`zni aytganga qanot, ham so`zga qanot. Yashasin she’r! Yashasin ozodlik!
So`zlarimga qanot taqib uchirib she’r yozganim kabi, insholarim bilan ham meni o`qiganlarga qanot taqib uchirishni orzu qilaman.
Nafaqat tiriklarni, balki o`liklarni ham o`ylayman. Ertalab turganimda kutishadi deb duolarimni, mehrlarimni jo`nataman. Ucha olsinlar deya kuch-quvvat (energiya) jo`nataman ularga.
Aytmoqchi, ba’zida so`zlar bilan ertalabgacha suhbat qurgan paytlarimiz bo`ladi. Biror muammolari bo`lsa o`rnida menga kelishadi. Uyqumdan uyg’otishadi. Hech erinmayman, shundoq o`rnimdan turib e’tibor qarataman. Ko`ngillarini olaman, o`yin-kulgi qilamiz. Judayam quvonishadi va sevinchdan uchib ketayotib imo-ishora qilganday bir-ikkita she’rni tashlab ketishni ham unutishmaydi.
“Baribir ko`p uchdik” desangiz, ishimiz so`zlarga qanot taqish bo`lgandan keyin, uchirmagan qanotning kimga nima foydasi bor. Hech bo`lmasa sevinchdan, baxtdan uchamiz, qolgani ortidan kelar. Hamma birgalikda xudo xohlasa!
Judayam ko`p uchdim deysizmi?!
НИМАСИ БУ?
Яшашдан воз кечолмаймиз-ку
Охирида бор дея ўлим.
Ишқдан воз кечарми бирор ким
Ахир
Ҳузун бор деб узундан-узун.
АДОЛАТ
Бу дунёда энг адолатли
Ҳар инсоннинг ўз соясидир.
Қорадир сояси хабашнинг,
Оқ танли ҳам бўлсин – барибир.
ЁЛҒИЗЛИК
Доим тўғрилик истаб,
Сақландим ҳар хатодан.
Узоқман ўздан,
устам,
Шунинг учун танҳоман.
Ҳаёт тухум кабидир,
Қушдай очиб чиқамиз.
Аниқ қуймоқ этарлар,
Агар “чирқ” этмасак биз.
