Giriş

ONUR KONUĞUMUZ

m.sadik-aslankara2

M. Sadık Aslankara, yazar, tiyatrocu, belgesel sinemacı. Devamını Oku


Türk DevletleriTÜRKÇE DİL YOLU

1990’lı yılların başında küreselleşme tartışmaları yapılmaya başlandı. Aslında dünyanın siyasi, ekonomik ve kültürel boyutta küreselleşme süreci 16. yüzyılda başlamıştı. Amerika kıtasının Avrupa tarafından “keşfi”, denizaşırı sömürgecilik ve ticaretin hız kazanmasıyla küreselleşme süreci de başlamıştır.

Küreselleşme sürecine paralel olarak Avrupa’da ve özellikle Fransa ile İngiltere arsında 17. Yüzyılda “Dil savaşları” başlamıştır. Çünkü pazara egemen olmanın yolu dünyaya egemen olmak anlamına geliyordu. Bunun önemli araçlarından biri de dil idi.

Dil ve dünya egemenliği

Dilin dünya egemenliğindeki yerini ve önemini gören batı ülkeleri, kendi dillerine öylesine önem vermiş ki, Sanayi Devrimi öncesinde dil ile ilgili kurumlarını kurmuşlardır. Örneğin Fransız dili ve kültürü konusunda halen tartışılmaz yeri olan “Fransız Akademisi” 1635 yılından beri faaliyettedir. Bu akademi, Fransızların ünlü din ve devlet adamı Kardinal Richeliu tarafından kurulmuştur. Fransız Akademisi’nin kurulduğu zamandan günümüze kadar gelen süreçteki bilimsel değeri tartışılmaz. Ancak, başlangıçtaki temel kurulma nedenlerinden biri çok önemliydi: İngiltere’nin ve İngilizcenin dünya pazarına hâkimiyetini karşı bir önlemdi… Çünkü dil, sadece bir iletişim aracı ve kültürel mesele değildir!

Kurumların yanı sıra, bir milletin dili için “milat” oluşturan kişi ve eserler de vardır. Örneğin İtalyan dili için 13. yüzyılda yaşayan Dante ve 14.yüzyılda yaşayan Petrarca “kurucu” babalardır! Aynı şey İspanyol dili konusunda Cervantes için geçerlidir. Yine dille ilgili başka bir örnek; Frankfurt Kitap Fuarı 1534 yılında açılmıştır. Yani ön-kapitalizmin ilk seri üretimiyle birlikte bu üretimim konusu olan “mal” için fuar çalışmasına hemen girişilmiştir.

Halimiz ahvalimiz

Bu tablolar içinde kendi dilimiz ve dil kurumlarımız ne durumda? Hangi tarihsel ve kurumsal arka plana sahibiz? Bu sorulara iç açıcı cevaplar ne yazık ki çok değil…

Bugün dünyanın her yanında İspanyol kültürü için çalışmalar yapan “Cervantes Enstitüsü” vardır örneğin. Dünyayı bir yana koyalım. Türk cumhuriyetlerine yönelik kalıcı ve kurumsal dil kültür ve sanat kurumlarımız var mıdır? 2017 yılının Ekim ayında İstanbul’da yapılan “II. Türk Dünyası Belgesel Film Festivali” kapsamında yapılan bir toplantıda Kırgızistan’ın eski Kültür Bakanı olan, yazar ve yönetmen Sadık Şerniyaz bu soruya ne yazık ki hepimizin bildiği yanıtı verdi; “Çok konuşuyor, şikâyet ediyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz!” Aynı Toplantıda konuşan H. Nazlıov’da ‘’Türk Dünyası ülkeleri birbirini tanımıyor. Her birini içinde neler olduğunu bilmiyor’’ diyerek sorunu açıkça ortaya koymuştu…

Birbirimizi kardeş, akraba ve hatta aynı gördüğümüz, farklılıklarına karşı benzer ya da aynı dili konuştuğumuz büyük bir topluluğuz. Yazarlar, şairler olarak, politikacıların yapamadığını kolaylıkla yapabilir, bir dil yolu, Türkçe Dil yolu oluşturabiliriz. Çünkü politikacıları bağlayan pek çok bağ, pek çok hesap vardır. Yazarlar, şairler sanatçılar ise, politikacıları bağlayan bağlardan uzak, daha özgür ve bağımsız hareket etme şansına sahiptir.

Ad koymak

Biliyoruz ki, büyük aşklar, büyük dostluklar bir gün sonar erdiğinde “Ortak dili bulamadık, ortak dili kaybettik” gibi romantik sözler ve gerekçeler duyarız. Aşkımızı, sevgimizi ve hata öfke ve nefretimizi en başta dil ile duyururuz getiririz. Bu nedenle, ortak dilimizle ilgili aşkımızın, sevgi ve kardeşliğimizin sona ermesi düşünülemez. Çünkü Türkçe Dil Yolu için bizim olanaksız bir ortaklığımız var. Kişisel seçimler, ya da küskünlüklerle bozulamayacak bir ortak zeminimiz var. Bu zemin, ana dilimizdir. Ana dilde nasıl küskünlük ayrılık olabilir ki? Elbette olmaz. Ortak dilde nice yeni dünyalar yeşerir. Farklı kolları ve dilleri olsa da, bu farklılıklar bizi fazla ayırmaz. Bu nedenle Türkçe çevresinde oluşturulan bir dil dünyasında, bir dili yolunda ve yolculuğunda buluşabiliriz: Orhun ve Yenisey yazıtlarından Anadolu’ya uzanan bir dil yolu; Bu yol, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan üzerinden geçerken, bu kardeş ülkelerden de aldıkları ile zenginleşerek, büyüyerek Anadolu’ya uzanır. Oradan da atlar bir gemiye Kıbrıs’ta mola verir.

Böyle bir dil yolu kurup, bu yol üzerinde kapıları hep açık tutup, birbirimize sürekli gidip gelirsek, işte o zaman kalben olan kardeşliğimiz, gerçekte de yaşanır olur. Kaba bir ırkçı/şoven ve mütecaviz milliyetçilikten uzak, üzerinde yaşadığımız tüm topraklarda bir kültür beraberliğinin başarılması önemlidir. Bu kültürel birlikte elbette ortak acılarımız da paylaşılacak, ortak duyuş ve dayanışma sürekli kılınacaktır. Bu çalışma ve kültürel yakınlaşmalar, ortak çalışmalar, ülkelerimiz arasında olması gereken düzeye henüz ulaşamayan politik ve ekonomik yakınlığı da sağlayacaktır. Öyle ki; niçin kendi ülkelerimize yaptığımız geziler birinci sırada olmasın? Niçin kendi film, edebiyat, kültür ve sanat şenliklerimiz Oscar törenlerinden daha önemli olmasın?

İşte bütün bu güzel tabloları oluşturabilmek için, dil kardeşliği için aramızda ortak bir yol kurmamız gerek. Türkiye Türkçesinde kızlarımızın, kadınlarımızın incecik ipliklerle, sabırla ve emekle ince ince ördüğü örgünün bir adı vardır; Oya. Bu dil yolu için de O.Y.A adını kullanmak niye olmasın? Orhun-Yenisey-Anadolu. Ve bir dil yolu! Daha kapsayıcı olmak adına “Anadiltürkçe” demek belki başka bir seçenek…

İzlenecek Yol

Türkçe Dil Yolu’nun açılması ve işlek hale gelmesinin temel koşulu bu yolun kullanılmasıdır. Yani birbirimize gidip gelmek, konuşmak tartışmak, gerektiğinde sert de olsa dil ve kültür kavgası yapmak; ancak insanilik ve kardeşlik sınırları içinde.

Bunları yapabilmek, bu sonuca tam olarak ulaşabilmek için elbette çok zamana ve bütçeye gerek vardır. Ancak, yolun başlangıcı için ise beklemeye gerek yoktur. İşte ilk aşamada izlenecek yol, bilişim tekniklerini ve interneti kullanmak olacaktır. Bu yolla birbirimize fiziken ulaşamasak da, canlı, yakın ve sürekli bir iletişim kurabilmemiz olanaklıdır. Bu iletişimin yolu da, “www.anadilturkce.org” adını verdiğimiz bir internet sitesi ve bu sitede yine “ANADİL TÜRKÇE” adını verdiğimiz bir e-dergi kurmakla mümkün olabilir. Böylelikle kendimizi kendimizle, kendi dilimizle anlatma şansımız olabilecek. Örneğin dünyadaki diğer dillerin kimi “zoraki” egemenliğine karşı da ortak/benzer/yakın/akraba dilimizle bir ortak üretim ve gelişim süreci yaşayabileceğiz… 

Kurulacak web sitesi ve dergide kardeş ülke dillerini kullanarak eser meydana getiren yazarlarımızın, sanatçı ve edebiyatçılarımızın eserlerine yer verilecektir. Bu eserler de sitede “çok dilli” olarak yayımlanacaktır. Böylece aynı eseri her ülke kendi dilinden okuyabilecektir. Bu çalışma, aynı zamanda Gaspıralı İsmail Bey’ine fikri ve artık vasiyeti olan “Dilde, düşüncede, işte birlik” ilkesi için de bir küçük girişim anlamına gelecektir. 

İkinci aşamada, her yıl bu eserlerden yapılacak bir seçki kitap olarak da basılması düşünülmektedir. Bu kitap da yine çok dilli olarak olacaktır… Bu aşamaya gelebilirsek, eserlerin basılması için kamusal destek talep edebiliriz. Türkiye ve diğer tüm devlet yetkililerinden, resmi ve özel kurumlardan destek alma yoluna gidebiliriz.

Sonuçta bu tasarı, Türkçe çalışmaları için bu alandaki tek çözüm ya da tek girişim olarak görülmemektedir. Zaten bu alanda sonuç alabilmek için çok fazla kanaldan çalışma yapılması gerekmektedir.  Ayrıca, çalışmamızın mutlak olarak en iyi amacına ulaşacağını, bir başka deyişle, tespit ettiğimiz; aramızdaki iletişim ve bilgi akışı eksikliğini gidereceği de kesinlikle iddia etmek doğru olmaz. Ancak, bir fıkrada karıncanın dediği gibi, “Hacı olamasam bile, Hac yolunda ölmek” düsturu ile hareket edilmektedir. Dil; bilmenin, hatırlama ve hafızanın, iletişimin, barış, dostluk ve birliğin; kısacası insanileşme sürecinin ve insan olmanın en temel aracıdır. Amacımız bu aracı çalıştırmaktır. Hep birlikte…

Sabri Kuşkonmaz-editör