Seval BEYAZGÜL

Seval1980′ Hatay Samandağ doğumlu.

Anadolu  Üniversitesi İşletmecilik ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun oldu.

Yaşamın DüşünAğı adlı bir şiir kitabı var. 


KÜFLENEN SEVDA GÜLLERİ

       Genç kız, soğuk bir gecenin ıssız kuytusunda balkonda oturmuş, anılar yumağına dalmıştı. Henüz hayatının baharında monoton rutine bağlanmış günler, heyecansız tekdüzeliğin üzerinde anlamını yitirmeye başlayan yaşamın zorluklarıyla yüz yüzeydi.  Ağır bir hastalığa yakalanmıştı.  Ama onu çektiği şiddetli sancılar değil kalbinin içindeki sızı daha çok düşündürüyordu. Bir tarafta ansızın hastalanarak kansere yenik düşüp zamansız ölen babası,  diğer tarafta ruhunda ağır yaralar bırakan ve sevginin gücünü ona öğreten efsunlu sevdası vardı. Bu iki acıyı yüreğinde taşımak onu her gün daha da yıpratıyordu.

Sevgilisinden ayrıldıklarından bu yana çile dolu beş yıl geçmişti.  Sevgilerinin arasına o kahrolası kader girmişti.  Sevdiği ona bir görüş gününde:  “Ben seni gölgeme benzetiyorum.  Sonra birden ‘hayır’  diyorum.  Çünkü güneş kaybolunca gölgen de kayboluyor.  Onun için seni kalbimin kuytu yerinde saklamaya çalışıyorum ki hiç kimse sevgini benden çalmasın.”  demişti.  Sevgiye muhtaç birisi için bu sözler yeterliydi. O en çok saçlarının dökülmesine üzülmüştü.  Çünkü sevdiği ona hep “Senin yüzüne dokunan saçı kıskanıyorum.  Her dökülen saç telin yüreğime bir hançer olup saplanıyor.” diyordu. Hangi rüzgârlardı o yakışıklı yeşil gözlü erkeği onun sakin küçük dünyasına getiren? Onu yorgun denizlerden sürükleyip fırtınalı okyanuslara atan.  Hangi yazgıydı onu yeniden aynalara baktıran. O aynalar ki hiç yalan söylemeyi bilmezlerdi.  Geçen yılların bıraktığı izleri insanın yüzüne acımasızca vurmazlardı. Genç kızın sevdası küflenen sevda güllerini andırıyordu.  O soğuk ve büyülü gecenin fırtınalı meltemine aldırmadan odasına geçip yatağına uzandı.  Beyninin duvarlarına kare kare kazınan sevdasını düşünürken yorgun bedeni uykuya teslim oldu. Bir akşamüstü çalan telefon yaşamında şimşekler çaktırmaya yetti.  Arayan sevdiğiydi.  

Uzun bir zamandan sonra sevdiğinin sesi bedeninin tüm hücrelerine sinmişti.  İçindeki volkan öyle kabarmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu.  Kirpiklerinin dibinde biriken inci tanesi gözyaşlarını boşluğa bıraktı. Sevdiğinin arama nedeni başsağlığı dilemek içindi.  Babasının ölümü sevdiğini aramak için bahane olmuştu. Telefonu kapattıktan sonra o an aklına gelen ilk şey,  beş yıl önce sevdiğinin ayrılırken ona söylediği sözlerdi.   “Yarın köyde benim düğünüm var beni bir daha arama!”  Bu sözler kendi iç dünyasında büyüttüğü sevda gülünü soldurdu ve küflenen sevda güllerine yeni bir gül ekledi. Öyle hayallerle beslemişti ki bu gülü,  her renkten umudu vardı.  Her rengi kararttı ve arkasında yeşermeden öldürdüğü umut tomurcukları kaldı. O gülün onun olmayacağı gerçeği içini kemirdi.  Kimselere emanet edemezdi.  Çünkü bu gül sevgiydi. Ayrılık hüznünü,  acıyı ve gözyaşlarını içinde barındırmıştı. Yüreği devleşmiş farklı özlemleri yaşıyordu. Duyguları yaprakların üzerindeki çiğ taneleri gibi erimişlerdi. Sevgisi ona artık acı veriyordu. Sevdiğinin ona hiç ihtiyaç duymayacak olması en ağırıydı.  Bunu sindirmesi hiç kolay değildi. 

Bu dünyada yalnız bedeni kalmıştı. Kendi iç dünyasında yaşadığı bunalımlar ve üç yıl boyunca gördüğü psikoterapi bedeninde ara ara kendisini hissettiriyordu. İçini acıtan sızılı anılar, tüm benliğini alt üst eden kasırgalar oluşturuyordu. Veda acısı iç dünyasının kabuğunu soymuştu. Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergilemişti. Yüreklerini, sıkan onları soluksuz bırakan kelepçeyi çözüp birbirlerine tutunmak isteseler de işe yaramıyordu. Çünkü kader onları ayırmıştı. Ayrılmış olmaları dayanılmaz bir acı veriyordu yüreklerine, birlikte yaşadıkları güzel günler derin izler bırakmıştı. Bu sevgiyi silmeleri için, yüreklerini bedenlerinden söküp atmaları gerekiyordu.

     Onca yıl sonra sevdiğinin bir kız ve bir oğlan çocuğunun olduğunu duyması, kalbinde küf tutmuş sevda gülüne kabuk bağlattı. Onunla aralarındaki duvarlar arttı. Ona giden yoldaki uçurumlar daha da büyüdü. Buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak mukadder yalnızlığına kapanacaktı. Genç kızın zihni ve duyguları karıştı, onuru ve vicdanı daha baskın geldi. Çünkü evli bir adama âşık olunmaz, diye düşünüyordu. Yaşamın akışında kaybettiği sevgisi acıtsa da canını, gözünden yaşlar süzülürken yüreğine taş basarak kaybetmek zorunda olduğunu kabul etti. Yaşadığı sevgiyi uzaktan uzağa yanıp sönen bir deniz feneri gibi gerilerde bırakarak yaşamına devam etti. Bu durum sevdiğinin kalbinde derin bir fay hattı gibi ağır ve buhranlı yıkımlara sebep oldu. Sevdiği kalp krizi geçirdi ve kalbine beş stend takıldı. Belki de bir sevda kırıklığının bedeliydi bu. Ama yine de üzülmüştü genç kız. 

Tüm bu kırgınlıklara ve olumsuzluklara rağmen sevdiğiyle bilerek görüşmekten kaçtı. Gururuyla ve yalnızlığıyla yaşama sarıldı. Yarattığı ve içine girip kısıtlı kaldığı ipek kozasından çıkıp silkindi. Fırtınalı bir geceden sonra sabahın ilk ışıklarıyla aniden gönlünde bir umut ışığı çorak dünyasını aydınlattı. Bu ışıkla başarı merdivenlerini hızla tırmanarak zirveye ulaştı. Kazandığı başarılar kendisini mutlu etmeye yetiyordu. Fakat duygusal yaşantısını boşlamıştı. Aslında ona en zor gelen şey severken ayrılmaktı. Ama bu aşkı yaşadığı için pişman değildi. Sevdiğinin sadece telefondan duyduğu sesi bile tüm gökyüzünü maviye çevirebileceğini ve aydınlatabileceğini bu aşkla anlamıştı. Ve aşkın insana çılgınlıklar yaptırabileceğini ta kanında hissediyordu.  Sevgisini bir dağın doruğuna haykırabilseydi, karanlıklarını kışın yağan karın beyazına dökebilseydi ya da kalemini kanına batırıp kâğıtlara yazabilseydi… Acaba bu aşkın ıstırabı azalır mıydı? Bazen duyguları sözcüklere sığmıyordu. Böyle zamanlarda duygularını sakladıkça derine inerek yarasını kanatıyordu. 

Belki son bir sevgi, son bir mutluluk yakalamıştı onunla. O gözlerinde yaşadığı aşkı yine gözlerinde bırakmıştı. Küflenmiş sevda gülünden arta kalan hayalet anılar bir hurdacı gibi zamanın kırıklığını topluyordu. Sesi yankılanıyordu beyninde. Yüreğindeki fırtınalar dalgalara çarptıkça onu düşlüyordu. Ellerini açıp ruhunun kıyısına vurmasını bekliyordu. Sevdanın özlemi yüreğini sonsuzluğa itiyordu. Umut kırıklıklarına rağmen küflenmiş sevda gülünü kalbinin kuytu bir köşesine yerleştirdi. Bir kış güneşi gibi yeniden doğarken küçücük dünyasında yeni bir sevda gülü var etti. 

 

KÜFLENEN SEVDA GÜLLERİ 

Sararan yapraklarda buz tutunca hayaller

Özlem volkanlarında aşk külleri kavrulur

Paslanır tüm sevgiler lehim tutmaz tualler 

Hüzün yelkenlerinde şen anılar savrulur

Göğün dehlizlerinden yok olunca kızıllık 

Derin okyanuslarda can çekişir duygular 

İhanetin kılıcı saplanır boşluklara 

Donuk tenleri basar akşam gibi ayrılık

Gecenin yüreğinde sızlar kanayan aşklar 

Hurdacı gibi toplar düş kırıntılarını 

Direncin omuzun da savrulur yakut toplar 

Tutuklu sevileri okşamaz ürkek kaşlar

Ayrılık diyarından esen sevgi meltemi

Küflenmiş sevda dokur kurutulmuş güllerle 

Değirmen taşlarında öğütülünce aşklar 

Daldaki tomurcukta yeşerir saf duygular

AŞKIN DERİ DEĞİŞTİRMESİ   

Müphem sevda yarası ruhu buhrana boğar

Zihin aşk özlemiyle pembe düşler kurgular

Göz şelalelerinde hüzün yağmuru yağar

Yürek arazisinde çöreklenir duygular 

Deri değiştiren aşk seveni müşfik eder

Tenlerde hissedilir aşk harının ateşi

Ruh huzura kavuşur neşeyle tasa gider 

Gönül hazanlarının doğar solgun güneşi

Sevginin düğümüyle yâr hicranı zapt eder

Özlemin meltemleri eser lâleler açar

Rafta toz tutan aşklar yâre salar matemler

               Saf aşklar hücreleri yeniler neşe saçar.                                                                   

ÖZBEKÇE’DE SEVAL BEYAZGÜL

Севал Беёзгул – 1980 йил Самантоғда туғилган. Aнадолу университети бизнес маъмурияти ва Каҳраманмараш Сутжу Имам университети бизнес маъмурияти бўлимини тамомлаган. “Ҳаётнинг орзулари йўллари” деб номланган шеърий китоби чоп қилинган. 

МУҲAББAТНИНГ ЖAЗОСИ 

Балконда хотиржамлик ўйига ботган қиз, совуқ туннинг бурчагида ўтирарди. Ҳаётининг гуллага даврида, бир хил кун тартибига боғлангани, ҳаётининг қийинчиликлар билан юзма-юз туриши ва барчаси ўз маъносини йўқотишни бошлаган эди. Оғир касаллиги бор аммо у буни тан олмасди, чунки, юрагидаги оғриқ уни бошидан кечираётган вужуд оғриқларидан устунроқ ва уни доимий чуқур ўйга ботиб яшашига ҳаётни маъносиз деб яшашга сабаб бўлиб қолган эди. Унинг юрагидаги оғриқларга сабаб Саратон касаллигига чалиниб бевақт вафот этган отаси ва бошқа томондан қалбида оғир яраларни қолдириб, унга муҳаббат кучини ўргатган сеҳрли муҳаббати азоблар эди. Бу икки оғриқни кўтариб яшаш турфа хил саволлар ичига ғарқ қилиб тобора уни емириб борарди. 

Унинг севгилиси билан ажрашганига беш йил бўлди. У бу айрилиқ кунларини ланатланган тақдир кунлари деб ҳисобларди. Севгилиси билан учарашувга чиққанда, “Мен сени сояга ўхшатаман. Чунки қуёш йўқ бўлганда, сенинг соянг ҳам йўқолади. Мен сени йўқтишдан қўрқиб, ҳеч ким сенинг муҳаббатингни мендан ўғирламаслиги учун сени юрагимнинг тубига яширишга ҳаракат қиламан” шу каби сўзларни эслар ва қулоғининг остида жаранглаб ва кўзларида ёш айланарди. Севгига муҳтож бўлган қалб учун бу сўзлар етарли албатта ва яна “Мен сенинг юзингга тегадиган сочларга ҳасад қиламан. Юзингга тушган ҳар бир сочинг толаси юрагимга ханжар каби санчилади”. 

Қандай дайди еллар бу ҳушбичим яшил кўзли одамнинг кичкина дунёсига мени ғарқ қилди экан? – деган ўйловлар емирар ва козидаги ёш билан хотираларини хаёллар оғушида, денгизлардан тортиб олиб, бўронли океанларга улоқтирарди. Бир вақтлар фақат унинг учун ойнага қарашлари эсалади ва бу ўйлар уни кўзгу томон чоралади. Кўзгуга қараб ҳеч қачон ёлғон аралашмаган йиллардан қолган, юзларидаги изларга термуларди. 

Унинг муҳаббати мўғорлаган муҳаббат атиргулларига ўхшарди. Ўша совуқ ва сеҳрли кечанинг бўронли шабадасида турди ва ўйга ботганчи жим турди сўнгра хонасига кириб, каравотига ётди. Деворларга қараганда хаёллари кўзи қадалган жойда муҳаббат онлари гавдаланар ва ҳислар чулғар, ҳамда, чарчаган танаси ухлашга таслим бўлиб бора эди. 

У ҳар куни севган одаминнинг, тушдан кейин қўнғироқ қилишини ва телефонининг жиринглашини кутарди. Бу унинг ҳаётида яшаш учун милт этган ёлқин бўлиб у албатта алангаланиши мумкин эди. У доим кутарди… 

Узоқ вақт ўтиб, кўп ўйловлар оқибатида севгилисининг овози танасининг ҳар бир ҳужайрасини қамраб олди. Унинг ичидаги вулқон шунчалик шишган эдики, у портлашни кутиб ўтирмади. Кирпиклари тагида тўпланиб қолган марварид донаси унинг кўзларини тарк этди. Шунда отасининг ўлими севгилисига қўнғироқ қилиш учун баҳона бўлишини ўйладида гўшакни қўлига олди рақамларни чархплак мисол айлантира бошлади 2, 2, 2, 5 (бироз тўхталиб) гўшакни қайта жойига қўйди. Хаёлига бош эгди. Бундан беш йил олдин ажрашган онида айтилган сўзлар “Эртага қишлоқда тўй қиляпман, бошқа қўнғироқ қилма!” Бу сўзларни эслаб у яна ўзининг ички дунёсида ўсган севги умид атиргулини яна сўндирди ва моғорланган муҳаббат атиргулларига янги атиргул қўшди. У ҳар бир рангни қорайтириб, гул очгунча ва қўшгунча ўлдирган умид куртакларини қолдирди. Ўша янги атиргул унга тегишли эмаслиги уни кемирарди. Уни ҳеч кимга ишониб топширолмади. Чунки бу атиргул унинг севги эди. Севгиси эса айрилиқ, қайғу, оғриқ ва кўз ёшлар билан тўлди. Унинг юраги улкан ва турли хил орзуларни ва армонларни бошдан кечирганди. Унинг ҳис-туйғулари барглардаги шудринг сингари оқиб кетган. Унинг севгиси энди унга бахт эмас, фақатгина азоб берарди. Энг ёмони шундаки, унинг севгилиси унга ҳеч қачон муҳтож бўлмаслигида эди. 

Бу дунёда фақат унинг танаси қолди. Унинг ички дунёсидаги тушкунликлар ва уч йил давомида кўрган психотерапияси унинг вужудида вақти-вақти билан ўзини ҳис этмасликка олиб келди. Ичкарига азоб берган оғриқли хотиралар бутун вужудини остин-устун қилиб юборадиган бўронларни яратаётган эди. Aйрилиқ азоби унинг ички дунёсини қириб ташлаган эди. Чунки тақдир уни ҳаммадан ажратиб қўйган эди. Бахтидан ажралиб кетганлиги унинг юракларидаги чидаб бўлмас оғриқ, бирга яшаган яхши кунлари чуқур изларни қолдирганлиги эди. Бундан қутилишни йўли ушбу муҳаббатни йўқ қилиш ва қалбни вужудларидан юлиб ташлаш деб ҳисобларди. Бир қанча йиллар ўтиб, ҳамон йигитнинг муҳаббати уйғоқ ва порлоқ эканлигни ҳамда ҳамон севишини эшитиб, қалбида моғор босган муҳаббат гули янаям сўлиб бошлади ва бу ҳолат билан улар орасидаги деворлар янада катталашди. Унга борадиган йўлдаги тартибсизликлар катталашди. Қанчалик кўп учрашишни хоҳласа, шунча кўп ажралиб кетишни, бирлашишга бўлган ҳаракатлар шунчаки парчаланар ва унинг тақдири у учун ёпиқ эди. Қизнинг онги ва ҳиссиётлари чалкашиб кетди, унинг қадр-қиммати ва виждонида устунлик пайдо бўлди. Чунки у турмуш қурган эркакка муҳаббат қўёлмайман, деб ўйланарди. Уни узоқдан бўлсада кўриб туриш учун севгисидан узоқлашди. Узоқдан милтилловчи маёқ каби бўлса ҳам кўриб турса бас эди шундай узоқликда ҳаётини давом эттиришни маъқул билди. У севгилисни ўзи каби қийналишига ҳам розин эди. Севгилиси юрак хуружига учраганини билиб қийналишини истади ва қўлига беш центни қўйди. Эҳтимол, бу севгининг бузилишининг нархи эди… Шунча ғазаб ва салбий ҳолатларга қарамай, севгилиси билан учрашишдан қочди. Мағрурлик ва ёлғизлик билан ҳаётни давом эттиришни истади. 

Бўронли тундан кейин эрталабнинг биринчи ёруғ куни билан эркинлик нури унинг сўқир ва қиср дунёсини тўсатдан ёритиб юборди. Ушбу ёруғлик билан муваффақият зинапоясига кўтарилиб, чўққига чиқишни мақсад қилин ҳаракатлана бошлади. Aммо, ҳиссий ҳаётидан воз кечган, ҳеч ниманинг қизиғи қолмаган эди. Дарҳақиқат, унинг учун энг мушкул иш ишқ муҳаббат пайтида кетиш эди. Лекин шундай дардли муҳаббат билан яшаганидан афсусланмади. Бу муҳаббат билан у ҳатто севган кишининг телефондаги овози ёки қулог;ида жангралаши ҳам бутунлай барчасини кўкка айлантириб, уни ёритиши мумкинлигини тушуниб яшади. Ва у муҳаббат одамларни ақлдан оздириши мумкинлигини юрагида ҳис қилди. 

У ўз муҳаббатини тоғнинг тепасида туриб бақира айтса, барча қоронғуликларни қиш қори билан оққа бўяб ташласа ёки қаламини қонига ботириб қоғозларга ёзса… Бу муҳаббат азоблари камаядими? Aсло… Баъзида унинг ҳис-туйғуларини сўз билан ифодалашнинг иложи йўқ эди. Бундай пайтларда у ҳис-туйғуларини яширганида, у чуқурроқ бориб, жароҳатини битишига қаршилик қиларди булардан озод бўлиш йўли эса жим эмас, эркин яшаш эди. 

Балки у билан сўнгги муҳаббатни, сўнгги бахтни у билан топгандир. Кўзларида муҳаббатининг кўзлари қолгандир. Унинг овози хаёлида янграрди. У юрагидаги бўронлар тўлқинлар билан тўқнашганда севгилисни орзу қиларди. У қалбининг қирғоғига урилишини кутиб, қўлларини очиб кутарди. Севги соғинчи унинг қалбини абадийликка ундарди. У кўнгли қолганига қарамай, моғорланган муҳаббат атиргулини юрагининг танҳо бурчагига жойлаштирганди ва қишки қуёш каби қайта туғилиб, у ўзининг кичкина дунёсида янги муҳаббат атиргулини яратиб яшашда давом этарди. У буларнинг барчасини ҳақиқий бахт деб биларди.